Hayattan Talep Et!
Görüşme Planla
makale

Beni Görenlerin Sayısı Kadar Fazlayım

15.08.2026 Okuma Süresi: 5 dk
Beni Görenlerin Sayısı Kadar Fazlayım

“Beni görenlerin sayısı kadar fazlayım.

Birçok ben var benden dışarı

Tıpkı içimdeki pek çok ben gibi.

 

Farkında bile değilim dışarıdaki benleri

Acaba en popüleri hangisiydi?

Kendimi gördüğüm hâlim mi

Daha önce hiç yüzleşmediğim mi?”

 

Bu dizeleri yazdıktan sonra aklıma bir soru takıldı.

Şu anda dünyada kaç tane “ben” var?

Benim kendim hakkında bildiğim bir ben var. Geçmişini, korkularını, niyetlerini, hangi sözün canını neden acıttığını bilen, yıllardır içeriden tanıdığım bir kadın.

Ama bir de benden dışarıdaki benler var.

Çocuğumun gözündeki ben. Çok eski bir arkadaşımın hatırladığı ben. Bir zamanlar beni sevmiş birinin zihninde kalan ben. Benden hiç hoşlanmamış birinin anlattığı ben. Bir eğitimde beni bir saat dinleyen insanın tanıdığı ben. Sosyal medyada karşısına otuz saniyelik videom çıkan birinin kafasında oluşan ben…

Hepsi bir parça benden oluşuyor. Ama hiçbiri tam olarak benim kontrolümde yaşamıyor.

Üstelik artık bu listeye çok başka bir “ben” daha eklendi: Dijital ben.

Arama geçmişimiz, izlediklerimiz, yazdıklarımız, beğendiklerimiz, fotoğraflarımız, profesyonel profilimiz, bıraktığımız dijital izler… Algoritmalar bizi sürekli tanımaya çalışıyor. Yapay zekâ çağında insanın dışarıdaki benleri hiç olmadığı kadar çoğalıyor. Bazen bir sistem, bir sonraki tıklamamızı bizden önce tahmin edebiliyor. Bazen bir algoritma neyi seveceğimizi, neyi satın alacağımızı, hangi içerikte biraz daha uzun kalacağımızı öğreniyor.

Fakat burada çok insani bir soru çıkıyor karşıma.

Bir sistem davranışlarımı çok iyi tahmin etmeye başladığında beni gerçekten tanımış olur mu?

Sanırım insan kalmak meselesini burada biraz açmak lazım.

İnsan yalnızca tekrar eden davranışlarının toplamı değil. Fikrini değiştirebiliyor. Dün çok istediği bir şeyi bugün istemeyebiliyor. Kendisini şaşırtabiliyor. Affedebiliyor, vazgeçebiliyor. Bir sabah kalkıp yıllardır sürdürdüğü bir hayatın artık ona ait olmadığını fark edebiliyor.

Ve belki de en güzeli, kendi hakkında bildiklerinin bile dışına çıkabiliyor.

Zaten içerimizde de tek bir “ben” yaşamıyor.

 

Bazı günler kendime baktığımda güçlü bir kadın görüyorum. Bazı günler aynı hayat hikâyesine bakıp ne kadar korkmuş olduğumu fark ediyorum. Bir zamanlar kusur sandığım bir özelliğimi yıllar sonra gücüm olarak tanıyabiliyorum.

Geçmiş aynı yerde duruyor ama bakan göz değişiyor.

Mindfulness’ın en sevdiğim taraflarından biri bu. Kendimiz hakkında hemen hüküm vermek yerine, o anda ortaya çıkanı fark edebilmek.

“Ben kaygılı bir insanım” dediğimde kendime bir kimlik yazıyorum.

“Şu anda içimde kaygı var” dediğimde ise kendimle arama küçücük bir gözlem alanı açıyorum.

Yapay zekâ çağında insan kalmanın önemli parçalarından biri de kendimizi algoritmaların yaptığı gibi kategorilere ayırmamayı öğrenmek.

Ben buyum. Ben böyleyim. Ben bunu yapamam. Ben hep böyle ilişkiler yaşarım. Ben zaten cesur değilim. Ben insanlara güvenemem…

Kendi zihnimiz de zaman zaman çok başarılı bir sınıflandırma sistemi gibi çalışıyor. Geçmiş verileri topluyor ve geleceği tahmin ediyor.

“Daha önce böyle olduysa yine böyle olacak.”

Oysa insanın algoritmadan ayrıldığı en güzel yerlerden biri b değil mi? Geçmişimiz bize dair güçlü tahminler üretebilir ama geleceğimizi kesinleştiremez.

Bir de başkalarının zihnindeki benler var tabii.

Birinin gözünde cesur, diğerinin gözünde fazla iddialı olabiliriz. Birisi sessizliğimizi olgunluk olarak görürken bir başkası mesafe olarak yaşayabilir. Birine gösterdiğimiz yakınlık güven verirken başka biri aynı yakınlıktan ürkebilir.

İnsanların zihnindeki “ben”, biraz benden biraz onlardan oluşuyor.

Bunu fark etmek bana tuhaf bir özgürlük duygusu veriyor.

Herkesin zihnindeki kendimi yönetmek zorunda değilim ama kendi içimde karşılaştığım benlere bakabilirim. Hoşuma gidenlere de gitmeyenlere de.

Hatta bazen bir başkasının gözünde gördüğüm kendime dönüp, “Acaba burada benim henüz fark etmediğim bir şey var mı?” diye sorabilirim.

Belki bu çağda insan kalmak biraz da kendimize dair merakımızı kaybetmemekle ilgili.

Teknoloji bizi tanımlamaya, tahmin etmeye, sınıflandırmaya devam edecek. İnsanlar da bizi kendi hikâyelerinin içinden görmeye devam edecekler.

Bizim elimizde ise hâlâ çok kıymetli bir şey var. Kendimizi gözlemleme, kendimizle yüzleşme ve sonra yeniden seçim yapabilme kapasitemiz.

O yüzden bugün “Ben kimim?” diye sormak yerine başka bir soru bırakmak istiyorum:

Şu anda hangi ben konuşuyor?

 

Ve hemen arkasından bir tane daha:

Ben kendimi geçmişimden öğrendiğim hâlimle mi tanıyorum, yoksa henüz tanışmadığım bir ben için içeride hâlâ yer bırakıyor muyum?

 

Yapay zekâ çağında insan kalmak, kendimiz hakkında verilen bütün cevapların arasında kendimize soru sormaya devam edebilme cesaretidir.

BU YAZIYI PAYLAŞIN
TÜM YAZILARA DÖN
Seda Koçali Hoş geldiniz